6 Ağustos 2014 Çarşamba

Adam arkasını dönüp gitti…
Bir daha dönüp bakmadı bile, hem neden geriye baksındı ki? Hayatı boyunca insanlardan öğrendiği tek şey gitmekti. En iyi yaptığı şey, hatta yapmayı bildiği tek şey… 
Kadın, ellerinde çiçekleri, gözlerinde bir damla yaşla kalakaldı. Baktı arkasından adamın, bir daha, bir daha, bir daha. Neyi yanlış yapmıştı tanrı aşkına? Sevmişti adamı, sevdiğini hissettirmişti ona. İsteseydi bütün ömrünü verirdi üstelik. Hani öyle olur ya, ömür verilir sevgiliye, çoğu zaman havada kalır bu sözler. Ama hayır! Ciddiydi kadın, ömrünü verebilirdi. 
"Sahi, neden o?" diye sordu kendine. Eski sevgililerinden farkı neydi, hani şu unuttuklarından. Üstelik o da eskiydi şimdi. Bilemedi… Üzerinde kırmızı elbisesi, elinde yağmur altında kalmaktan boynu bükülmüş bir demet gül, saçlarından şıpır şıpır akan yağmur damlaları ve gözlerinden ince bir yol açarak dudaklarına ulaşan bir damla tuzlu su… 
Aldırmadı kadın yağmura, yaktı bir sigara. Attı kenara çiçekleri, zaten oldum olası nefret ederdi güllerden. Gülleri güzel yapan şey, adamdı. Adam gitti, güller yeniden nefret oldu kadın için. Ya ama gerçekten, insan terk edeceğine neden gül versindi? Onu da bilemedi. Zaten adamla ilgili neyi bilebildi ki bugüne kadar. Bir elinde soruları, diğer elinde sigarası, nereye gideceğini bilemez halde bindi arabasına.
Burnunu çekti adam bir sigara yakmadan önce, hep severdi yağmurlu havaları. Çocukluğunu hatırlardı.Pek de mutlu bir çocukluğu yoktu aslında ya, olsun. Severdi işte. Hepimiz öyle değil miyiz? Kötü insanları sevmez, bizi mahvedeni özlemez miyiz?
"Anlamayacak" dedi adam, "Gidişimi anlamayacak, beni anlamayacak." Elleri yanıyordu, beyaz teninin kapladığı geniş omuzlarının üzerindeki tişörtü de en az kendi kadar çaresizdi, yağmura karşı nasıl dayanacağını bilmez halde yapışmıştı göğsüne adamın. Severdi kadınları, kadınların kendisini sevmesini. Annesi hiç sevmemişti onu çünkü. Acımazdı canı ayrılırken, alışkındı gitmeye. Annesini öldüğünde bir demet gül bırakmıştı yanına ve söz vermişti kendine, bir daha hiçbir kadını, annesini sevdiği kadar çaresizce sevmeyecekti. Sevmedi de. Bir o kadın…
Ahh kadın, o kadın.. Eğer kalsaydı yanında, eğer bu gün gitmeseydi asla gidemeyecekti. Eğer bu gün gitmeseydi kendine verdiği sözü tutamayacaktı. Eğer bu gün gitmeseydi çaresizce sevecekti onu, biliyordu. Bir demet gülle onu da terk etti. 
Acısını çektiğimiz en büyük olayı aşk sanırız biz. Değildir. Çünkü ilk aşklar annelerdir efendim. En güçlü erkekler ve kadınlar, en zayıf insanlar, en piç kuruları, en zarifler… Herkes bir kadının elinde şekil alır. Çünkü her anne, çocuğunun gözünde tanrıdır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder